9 Ocak 2014 Perşembe

Ortadoğu ve su potansiyeli




Mezopotamya, Fırat ve Dicle'nin yeşerttiği cennet bahçeleri, bereketli insanlık beşiği olmuş kutsal topraklar. Bu bölge de tarih boyunca su için bir çok savaşlar olmuş. En son örneği 1967 Arap-Israil savaşı Israil'in saldırganlığının nedeni su kaynaklarına ulaşmaktır. Doğal olarak su sıkıntısının hakim olduğu Ortadoğu'da mevcut akarsuların bir kaç devletten geçmesi yani uluslararası su olma özelliğini taşımaları ve yeraltı su kaynaklarının önemli bir kısmının da yenilenemez oluşu bölgede su savaşlarına neden olmaktadır. Irmakların sulayarak geçtiği ülkelerin pekçoğu Mısır, Suriye, Irak, Filistin gibi bu ırmakların sahibi değil, alt kısımda kıyısı olan ülkelerdir.

Irmağın tamanına sahip olmamak, alt kıyıdaş olmak, yukarıda bulunan devletlerin suyu kontrol etme ve bölge devletlerine karşı bir koz olarak kullanma tavrı bölgede suya bağlı tansiyonu artıran etken konumundadır. Bu nedenle bölgede daha önce de belirttiğimiz gibi çeşitli su kaynağı arayışları vardır. Deniz suyu arıtma tesisleri petrolden elde edilen enerjiye dayandıklarından bu arıtma ünitelerinde üretim pahalıya olmaktadır. Bu alternatifi petrol kaynağı açısından zengin olan Arap ülkelerinin tercihi olmaktadır. (Suudi Arabistan- Kuveyt gibi) Bu arayışlardan bir diğeri de Libya'nın güneyinde bulunan yeraltı su deposunu yeryüzüne çıkaracak yapay ırmak yapma girişimidir. Bölgede dışarıdan su satın alma da arayışlardan bir diğeridir.

Türkiye bölgeyi kontrol etmek maksadı ile sürekli dış politikasında suyu bir koz olarak kullanmaktadır. "Suya hakim olma ve potansiyel ortakları bir şekilde saf dışı etme çabaları da gündeme gelmekte ve savaşlar veya sorunlar da buradan kaynaklanmaktadır. Arap- Israil sorunu bölgedeki su sorununun çok önemli bir boyutunu oluşturur. Nitekim sadece Ürdün veya Litani Irmakları değil, Filistin'e görece uzak olan Dicle, Fırat ve Nil ırmakları da zaman zaman Ortadoğu barış görüşmeleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Diğer yandan bölge dışı ülkeler ve çıkarlarınını bölge içi politikalara ve su sorununa etkisi de açıktır." (Ortadoğuda su sorunu-Erdem Denk Özgür Üniversite Forumu)

Hayati öneme sahip suyun mülkiyeti esas olarak devletlere aittir. Su kaynakları devletin mülkiyetinde olduğu için, enerji sağlayacak barajların yapımına ve yer seçimine devlet karar vermektedir. Bu da büyük baraj inşaatları sırasında pek çok yerleşim yerinin yok olup pek çok sayıda insanın doğup büyüdüğü toprakları, terketmesine, geçmişi ile tüm bağlantının kopmasına neden olmaktadır. Ortadoğu'nun su konusunda sergilediği tablo gerçekten dünyada eşine rastlanmayan bir durum arzetmektedir. Bölgedeki ülkeler arasında su kaynaklarına sahip olma anlamında aşağıda verilen tablo bizlere bu dengesizliği çarpıcı bir biçimde izah etmeye yetecektir. (Grafik 1)

Tabloda da görüldüğü gibi Türkiye su kaynakları açısından kişi başına 4500 m3 yıllık su potansiyeli ile bölgenin su kralıdır. Irak 4400m3 ile Türkiye'yi izlemektedir. Lübnan 3000 m3 ile 3. Suriye ise 1300 m3 ile 4. olup en fakir ülke yıllık 163 m3 ile Batı-Şeria ve Gazze Filistin Özerk yönetimidir.

Kaynak ile kullanım aynı anlama gelmemektedir. Türkiye bu kaynağın % 12 sini kullanmaktadır. Lübnan %16'sını Suriye %22, Ürdün %41, Irak %43, Mısır%97, Israil % 115'tir. Israil su kaynaklarının tamamını kullanmasına rağman tüketimini karşılayamadığı için deniz suyundan arıtarak kullandığı için rakam buradadır. Israil 'in su tüketimi 2.5 milyar m3'dür. Bunun 1.7 milyar m3 işgal ettiği topraklardan kalan 800 milyon m3'ü de dışarıdan karşılanmaktadır.

Dünya nüfusunun %40'ının yaşadığı 250 ırmak havzası su anlaşmazlıkları ve su savaşlarına konu olmaktadır. 140 milyon nüfusu ve 370 bin km3'lük su kaynağı ile bölgemiz Ortadoğu dünyanın su konusundaki en sorunlu bölgesidir. Bölgedeki başlıca uluslararası ırmaklar Fırat, Dicle, (Kürdistan, Suriye, Irak), Nil (Mısır, Sudan, Etiopya, Brundi, Runda, Uganda, Kongo, Tanzanya, Orta Afrika), Ganj (Hindistan, Bangladeş, Kolorado, (ABD, Meksika) Ürdün ırmağı (Ürdün, Suriye Israil, Lübnan) Tuna (Almanya, Slovakya, Macaristan, Eski Yugoslavya, Romanya) Ren'dir (Almanya, Fransa).

Ortadoğu'yu ilgilendiren nehirlerin özelliklerine bir göz atarsak;

Fırat

Kürdistan coğrafyasında, Aras dağlarından doğup Suriye'ye geçerek, Irak'a gitmektedir. Bağdat ve Basra körfezi arasında Şattül Arap bölgesinde Dicle ile birleşerek Şattül Arap adını alarak Basra körfezine dökülür. 2.315 km uzunluğundadır, bu uzunluğun 400 km'lik kısmı Kürdistan sınırlarından, 475 km'si Suriye'den 1440 km'si Iraktan geçmekte ve geniş bir yüzeyi "tarım havzası" olarak sulamakta, hayat vermektedir. Fıratın suları ile hayat bulan toprak miktarı 444 000 km2'lik bir alandır. Ki biz bu alanı Bulgaristan'ın 4 kat büyüklüğü diyerek daha net ifade edebiliriz.

Bu 444 000 km2'lik Fırat'ın suladığı alanın; Türkiye %28'ine yani 124. 320 km2'lik alana sahiptir. Suriye %17'sine yani 75.480 km2'lik alana sahiptir. Irak %40 ile177.000 km2'lik alana sahiptir. Suudi Arabistan %15'lik ile 66 000 km2 lik alana sahiptir. Arabistan, Fırat ve Dicle'ye açılan bir nehir vasıtasıyla Fırat sulama havzasına dahil edilmektedir (Habib Ayeb "Leau au Proche Orıent).

Fırat nehrinin debisi 31.8 milyar m3'dür. Mezopotamya'nın en büyük akarsuyu olan Fırat, Karasu ve Murat'ın birleşmesi ile oluşur. Keban barajı gölüne ulaşır. Kuruçay, Tahma suyunu alır. Karakaya barajından sonra bazı küçük akarsularla beslenir. Atatürk barajından geçip- Kahta Çayı, Göksu, Nizip çayını alır. Sacir suyuda Kürdistan'dan çıkıp Suriye'de Fırat'a karışır.

Urfa'dan Belih suyu, Mardin'den de Habur Çayı ile Suriye'de birleşir. Dicle'yle birleşmeden önce bir çok kola ayrılarak bataklıklar göller oluşur. Fırat nehri üzerinde eskiden Birecik ile Basra arasında gemi ulaşımı yapılmaktaydı. MÖ. 3000 yıllarında ırmağın kenarlarında yapılmış sulama kanalları bulunmuştur. Yeryüzünün sulama yapılan en eski nehridir Fırat.

Dicle

1900 km uzunluğunda olup 47-50 milyar m3 arasında bir debiye sahiptir. Bu rakamın değişir olmasının sebebi yıllık yağışlardır. Nehrin 523 Km'lik kısmı Türkiye sınırları içindedir. Irmağın başı Ergani yada Maden suyu adıyla bilinir. Diyarbakır'a ulaşmadan Devegeçidi (Furtakşo) suyunu alır. Deve geçidi barajından sonra Yenice ve Karasu, Ambar, Göksu, Aşağı Hanik, Kuruçayı alır. Batman Garzan, Botan çayları ile iyice güçlenen nehir, Hakkari'den gelen Büyük Zap, Iran Kürdistan'ından gelen Küçük Zap ile birleşerek Fırat ile birleşir. Kürdistan'da doğar, tüm kaynaklarını Kürdistan'dan alır. Kürdistan'ı boydan boya kateder, aslında bir iç nehirdir. Ancak Kürdistan'ın paylaşılmışlığı nedeniyle uluslararası su kapsamındadır.

Dicle ırmağı havzasının %12'sini Türkiye'de (38.280km2) %0,2 si Suriye'de, %54'ü Irak'ta (172260 km2), %34'ü Iran ve diğer ülkelerdedir (108.460km2) dir. Diclenin toplam sulama havzası 319 000 km2'dir. Yani bir Almanya büyüklüğündeki toprağı sulama kapasitesi vardır.

Dicle’nin elinden Fırat’ı kurtarmak



Sınırlarını Dicle ve Fırat’ın tayin ettiği Mezopotamya, en eski medeniyet havzalarından birisidir. Dağı, ovası ve nehirleriyle Coğrafi yapı, ferdin ve toplumun üzerinde doğrudan ve doğal bir tesire sahiptir. Hatta bu yönde coğrafi isimlerin bile olumlu veya olumsuz bir çağrışımı söz konusudur.

Dicle ile Fırat aynı havzadan beslenen iki nehirdir. Önce ayrılır, uzun bir yol aldıktan sonra tekrar bir olurlar. İsimlerinin kökleri farklı dillere dayanabilir ama Arapça manalarıyla Dicle ve Fırat farklı anlam ve karakterler taşır.
Sözlük olarak Fırat, tamamen olumlu ve hoş bir mana ifade eder. Buna mukabil Dicle’nin bütün anlamları olumsuz ve iticidir. Buna göre Fırat; tatlı ve lezzetli su, sükunet, refah, bolluk ve bereket manasındadır. Allah(c.c) şöyle buyurur; “Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı-fırat sular içirdik…”(Murselat:27)buyurur.
Öte yandan sözlük olarak tamamen olumsuz bir mana ifade eden Dicle; Taşkınlık, çekişme, yeri ve hakikati örtme gibi manalara gelir.

Mezopotamya’da olan bu iki nehrin isimlerinin tamamen iki zıt anlama sahip olması tesadüf değildir. Buna zıtlıkların imtizacı denebilir. Ya da bu, bir denge olayı olarak nitelendirilebilir.
Fırat ve Dicle iki farklı karakteri temsil eder. İkisi aynı havzadan çıkar ve sonunda birleşir. Bu, insanın ve de toplumun tabiatına dair latif bir mesaj verir. Buna göre eğer Dicle’nin mücadeleciliği, taşkınlığı ve düzensizliği, Fırat’ın düzenli rejimi ve tatlılığıyla dengelenmezse ortaya asilik ve katılık çıkar.

Dicle ve deccal aynı köktendir. Dicle’ye bu isim taşarak yeri örttüğü; Deccale de hakikati gizleyerek kendisine sahte vasıflar verdiği için bu isim verilmiştir. Deccal, güçlüdür. Heybetlidir. Zorludur fakat bütün bu vasıfları hakiki değildir. Çünkü Deccal Fırat’tan mahrumdur. Yani tatlı yönü, güzel yönü yoktur. Sadece korkutur ve kandırır. Oysa insanın tabiatı zıtların dengelenmesi üzere şekillenmiştir. Eğer insan Fırat ile Dicle’nin toplamı olursa medeniyet inşa eder.
Peygamber(sav); “Kıyametin bir alameti olarak Fırat, altın bir dağın içinde sıkışacak ve orda insanlar büyük bir savaşa tutuşacak…” buyurmuştur. Fırat’ın sıkışması, insanların tabiatının Dicle’den ibaret kalması anlamına gelir. Yani Fırat’ın altın bir dağ içinde sıkışması demek, Allah bilir ya adaletin ve vicdanın insanların hırsı ve dünya sevgileri içinde kaybolması demektir. Buna göre Fırat sıkıştığında insanların gözü dönecek. Geriye sadece Dicle kalacak. Taşkınlık, gözü kararmışlık kalacak. Deccal kalacak. İlginçtir, Deccalın bir anlamı “tenekeyi altın suyuna batırarak bunu altın gösteren” manasındadır. Demek ki, Fırat’ın altın bir dağın içinde sıkışması, insanların sahtekarlığın ve deccal’ın vasıflarının içinde sıkışmasıdır. Yani Fırat sıkıştığında geriye insanların taşkınlığı nefreti ve deccallıkları kalır. Buradan anlaşılıyor ki insanların akıllanıp kıyam etmeleri, ayağa kalkmaları ancak bu durumdan sonra olacaktır. Kıyamet, insanların gafletten uyanarak ayağa kalkmaları, hakikati görmeleridir. İlla bunu kainatın kıyameti diye anlamak gerekmez. Kıyameti, kıyam ve gafletten uyanmak olarak da anlamak mümkündür.

Hz. Ömer(r.a); “Dicle kıyısında kurt bir koyunu kapacak olursa bundan ben sorumluyum” buyurmuştur. İlginçtir, Hz. Ömer(r.a) burada Fırat’ı değil, Dicle’yi zikretmiştir. Bu da Dicle’nin tabiatına yönelik ince bir mesajdır. Demek ki taşkınlık ve zulüm insanın Dicle’den ibaret kalmasıyla zirve yapar. Kurt, koyunu Fırat’ın kenarında değil, Dicle’nin kenarında kapar. Çünkü Fırat’ın tabiatı buna izin vermez. Ama Dicle’nin tabiatı buna izin verir.

Bugün coğrafyamızda cereyan eden olayların sebebi, insanların Dicle’den ibaret kalmasıdır. Fırat sıkışırsa insanlar birbirini kıyımdan geçirir. Bu ülkede Dicle’yi Fırat’la dengeleyecek bir harekete ihtiyaç vardır. Fırat’ı altın dağdan kurtaracak böylece yeniden akmasını sağlayacak bir harekete ihtiyaç vardır. Dicle’nin kenarında koyunun güven içinde otlayacağı bir harekete ihtiyaç vardır. Hiç şüphesiz Mustaz’aflar Hareketi, böyle zor ve kutsal bir hedef için yola çıkmıştır. Mustaz’aflar hareketi, Türküyle Kürdüyle Ülkedeki herkesi Dicle’ye mahkum olmaktan kurtarmaya çalışıyor. Bunu yaparken birileri, Mustaz’aflar Hareketini Fırat’ı bırakıp sadece Dicle’yi sahiplenmeye davet ediyor.

Kürd Halkının fıtratı; Dicle ve Fırat’la yoğrulmuştur. Dicle, Kürd Halkının bedeni; Fırat ise onun ruhudur, değerleridir. Birileri ısrarla ve inatla Kürd Halkını Dicleye mahkum etmeye çalışıyor. Bunlar, Kürd Halkının hayrını istemeyenlerdir. Onu medeniyetinden koparmaya çalışanlardır. Mustaz’aflar Hareketi altın bir dağın içinde sıkışmış olan Fırat’ı kurtarmak ve hem Türk hem de Kürd Halkının Dicle’ye mahkum olmasını önlemek için yola çıkmıştır.
Fıtratındaki Fırat ile Dicle’yi dengeleyen ve deccal ile mücadele eden Müslümanlara selam olsun.

30 Aralık 2013 Pazartesi

Son işyerinizden neden ayrıldınız?



İş görüşmeniz çok iyi gidiyor. İçinizden ‘oldu bu iş’ diye düşünmeye başladığınızda hiç gelmemesini umduğunuz o soru çıkageliyor: “Önceki işyerinizden neden ayrıldınız?” Birden aklınıza eski yöneticinizle çatışmalarınız geliyor. Zaten dolmuşsunuz, yaşananları bütün detaylarıyla ortaya döküyorsunuz. Sonuç: İş olmuyor.

Yöneticiyle anlaşmazlık, haklarını alamama, ücret düşüklüğü ve gelişme/yükselme imkânı olmayışı işten ayrılma kararlarında en çok etkili olan sebepler. En fenası da yönetici yüzünden tatsız bir şekilde ayrılma ki sonraki iş görüşmelerinde ayağınıza dolaşabilecek, hassas bir konu. Kötü ayrıldıysanız işiniz daha da zor.

Gerçek ortaya çıkabilir

Bazı adayların yaptığı gibi işi kaybetmemek için yalan söylemek etik olma konusu bir yana, riskli bir hareket. Açıklamalarınız işe alım uzmanını tereddüde düşürebilir; onu inandırsanız bile sırrınız referans kontrolü aşamasında ortaya çıkabilir. Sonuç: Firmanın kara listesine hızlı bir giriş… Referans görüşmelerinde oldukça kapsamlı bir araştırma yaptıklarını söyleyen Deloitte İnsan Kaynakları Direktörü Ebru Pilav, bir önceki işten ayrılma nedenini özellikle sorguladıklarını, yanlış ya da eksik bilgi verilmesinin sürecin olumlu sonuçlanmasını etkileyebildiğini söylüyor. Yönetici, olumlu bir işten ayrılma süreci tecrübe edilse de şirketten ayrılış nedeninin kişiselleştirilmeden ve açık bir şekilde paylaşılmasını tavsiye ediyor.

PwC İK Danışmanlığı İşe Alım Hizmetleri Lideri Mert Emcan da adaylara şeffaf ve dürüst olmalarını önerdiklerini, gerçeği gizlemekten ziyade neyin nasıl olduğunu mantık çerçevesinde izah etmenin, adayın bu deneyimden neler öğrendiğini ve kendini nasıl geliştirdiğini göstermesinin doğru olacağını söylüyor.

İfade şekli daha önemli

Son işyerinden el sıkışarak değil kavgalı ayrılmış olmak ya da çıkarılmak iç açıcı bir durum olmasa da sizin bunu nasıl yorumladığınıza, olayın kendisinden daha çok dikkat ediliyor. Adaylara karşılaştıkları bir ret cevabı karşısında umutsuzluğa kapılmamalarını öneren Pfizer Türkiye İnsan Kaynakları Müdürü Özgür Koyuncu, adayın işten ayrılmış ya da çıkarılmış olmasının onlar için başlı başına bir değerlendirme kriteri olmadığını, adayın bu durumu nasıl ele aldığı ve açık iletişim ile nasıl aktardığının önem taşıdığını anlatıyor.

TAV Havalimanları İnsan Kaynakları Müdürü Didem Oral da adaylara bir olayı ya da konuyu aktarırken, karşı tarafı yaralayıcı, karşı tarafa zarar verici bir dil kullanmamalarını, yaşadıkları olayı ve bunun kendi hayatlarında yarattığı etkiyi net bir şekilde ortaya koyarak aktarmalarını öneriyor. Oral, “Dikkat ettiğimiz nokta, ayrılma kararı alırken kişinin, durumu tüm boyutları ile rasyonel bir şekilde değerlendirip değerlendirmediği, çözüm yaratmak için olası tüm yolları deneyip denemediği, kendi ve çevresindeki olay ve kişilerle ilgili farkındalığa sahip olup olmadığı” diyor.

Olumlu bakış açısı isteniyor

Her ne olmuş olursa olsun kişinin işten ayrılırken takındığı tutum, işveren için önemli ipuçları veriyor. Manpower Bölge Müdürü Süheyla Kulualp, adayın bu durumu lehine bile çevirebileceğini şu sözlerle aktarıyor: “İşverenler pozitif yaklaşıma sahip, olumlu ilişkiler kurup yönetebilecek takım üyesi arıyor. Adaylar ayrılma sebebini eski işyerleri, işverenleri ve iş tanımlarını kötülemeden, tümüyle olumlu hava içinde ve ne yaşamış olurlarsa olsunlar, yaşadıklarını değil özne olarak gelecek beklentilerini ön plana çıkararak ifade ederlerse en negatif işten ayrılma sebebinin bile makul karşılanabildiğini görmekteyiz. Bu durum, insani ve olumlu tutumu ile iş arayana artı puan dahi kazandırabilir.”

Son işyerinden ayrılışı anlatırken bunlara dikkat:

- Eski işyeriyle ilgili özel bilgiler paylaşmamalı (finansal durum gibi)

- Fazla duygusal olmamalı

- Olumsuz ifadeler kullanmamalı

- Kişiselleştirmemeli

- Eski işyerini kötüleyici sözlerden kaçınmalı

- Fazla detaya girmemeli

- Mantıklı, akılcı bir karar olduğunu hissettirmeli

- Bütün olumsuzluklara rağmen çözümcü davranmış olduğunu göstermeli

27 Aralık 2013 Cuma

Gaziantep'te İncir Ağacı Meyve Verdi

Araban ilçesinde Fırat Nehri kıyısındaki incir ağacı meyve verdi.
Tarlabaşı köyünde Mahmut Kırmızıoğlu, nehrin kışısındaki incir ağacında taze meyve görünce şaşırdığını belirtti.
Kırmızıgül, "Nehirde alabalık tesisi işletiyorum. Tesisime gelen müşterilerim nehir kenarında ağaç dalında taze incir görünce şaşırıyor. Bu ayda ağacın dalında taze meyve olması çok ilginç" dedi.
Araban Gıda Tarım ve Hayvanlık Müdürü Zeynel Güneş de incir ağacının normalde aralık ayında meyve vermesinin mümkün olmadığını, ağacın bulunduğu bölgede sıcaklığın mevsim normalleri üzerinde seyretmesi nedeniyle bu olayın gerçekleştiğini kaydetti.
Güneş, "Ağaç, bulunduğu yer itibariyle sabahtan akşama kadar güneş alıyorsa yapraklarını dökerek meyvesini kurutmamış olabilir. Kış mevsiminde zaman zaman doğada yöre halkını şaşırtan meyve ağaçlarının meyve verdiği görülebilir" diye konuştu.

Fırat Nehri

Fırat Nehri'nin başlangıcı Anadolu'da olup Türkiye sınırlarından çıkarak Irak ve Suriye'den geçerek Basra Körfezinde denize ulaşmaktadır.

Nehri ilk besleyen akarsu ise Dumlu Dağı'nın sularıdır. Muhteşem bir coğrafyaya ihtişamlı bir görsellik katan Fırat Nehri'nin uzunluğu toplamda 2 bin 800 kilometredir. Bu uzunluğun 970 kilometresi Türkiye sınırları içerisindedir. Birçok uygarlığın can damarı olmayı başarmıştır ve suları bereketli olarak nitelendirilmiştir.

Kimi zaman felaket de getiren nehirde yüzmek kesinlikle tehlikelidir. Yüksek kesimlerinde saklamış olduğu güzellikleri görülmeye değer. Malatya'daki Kayaarası Kanyonu, Levent Vadisi; Erzincan'daki Kemaliye Kanyonu ve Elazığ'da bulunan Hazar Gölü bu güzelliklerden sadece birkaçıdır. Görülmeye değer bir yeri daha vardır ki; Munzur Vadisi Milli Parkı, oluşturduğu faunayla en önemli doğal değerleri arasındadır.
 

Fırat ve Dicle Nehirlerinin Kutsallığı Üzerine

İlk şehirler, ilk organize devletler Fırat ve Dicle'nin yanıbaşında kurulmuştur. Nice peygamberler tebliğ vazifesini bu bölgede yerine getirmiş ve insanlık tarihindeki büyük uygarlıklar burada ortaya çıkmıştır.
Tevrat'ta hz. Adem'in yaratıldıktan sonra dünyada Aden bahçesine yerleştirilmesi ve burada Fırat-Dicle nehirlerinin akıyor olmasından bahsedilmektedir: "Tanrı, Aden bahçesini yarattı, Adem'i buraya koydu. Aden'den bir ırmak doğmakta ve dört kola ayrılmaktadır. Üçüncüsünün adı Dicle, dördüncüsünün adı Fırat'tır (Yaratılış 2:8-14)". Farklı yerlerde yine iki nehirden bahsedilmektedir. "(Daniel) Dicle'nin kıyısındayken başımı kaldırıp bakınca ... bir adam gördüm (Daniel 10:4-5)" (Ezra 4:10; 5:3; 6:6; 7:25; Yeşu 24:2; I.Krallar 4:21; Yeremya 46:2). Ayrıca Fırat-Dicle İsrail'in Kutsal Topraklar için kuzey sınırı olarak zikredilmektedir. Bu sebeple yahudilik tarihi için önemlidir.
İncil'de kıyamet alametlerinin anlatıldığı Vahiy Bölümü'nde de Fırat'tan bahsedilmektedir. "Büyük Fırat Irmağı'nın yanında bağlı duran, dört meleği çöz dedi;Altıncı melek tasını büyük Fırat Irmağı'na boşalttı. (Vahiy 9:14; 16:12 )"
Bazı İslami eserlerde, kaynağı Cennet'ten olan nehirler arasında; Nil'in yanı sıra Fırat ve Dicle yer almaktadır. Söz konusu nehirlere önem kazandıran şeyler bunlarla sınırlı değildir. Onlara değer atfedilmesini sağlayan en önemli şey Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'in onunla ilgili hadisleridir: "İhtimal, Fırat'ın suları çekilecek, kuruyacak. Ortaya altından bir hazine çıkacak, kim orada bulunursa, hiç bir şey almasın."(Buhari, Fiten, 24, Müslim, Fiten, 30.) (Sahih-i Buhari Muhtasarı, 12.cilt, 305) "Fırat nehrinin suları çekilerek altından bir dağ ortaya çıkacak, insanlar bunu almak için, vuruşacak ve her yüz kişiden, sadece biri hayatta kalacak. Bu zaman gelinceye kadar kıyamet kopmaz."(Müslim, Fiten, 29) "Fırat'ın altın bir define üzerinden açılması yakındır. İmdi orada kim bulunursa ondan bir şey almasın."(Müslim, el-Fiten, 29). "Fırat nehrinin altın bir dağ üzerinden açılması yakındır. İnsanlar bunu işitince ona yürüyecekler ve onun yanında bulunan insanların bundan bir şey almasına müsaade edersek, bunun hepsi götürülür, diyecektir. Müteakiben onun için harb edecekler ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecektir" (Müslim, Fiten, 29).

Bu hadisler, Fırat'ın Türkiye'nin Ortadoğu jeopolitiğinde en önemli parametrelerinden ve komşu ülkeleriyle ilişkilerinin belirlenmesinde rol oynayan en önemli unsurlardan biri olacağını vurgulamaktadır. Ayrıca Türkiye'nin sürüklenmek istendiği bazı tehlikelere de işaret etmektedir.
Hazine su olabilir mi?
Özellikle II. Dünya Savaşı esnasında ve savaş sonrasında ülkelerin başlıca amacı petrole ulaşmak ve petrol bölgelerini kontrol etmek olmuştur. Günümüz dünyasında ise mücadele alanı arazi,—kömür—,petrol gibi tek boyutlu olmaktan çıkmıştır. Daralan tüm kaynaklar insanlığın diğerine karşı silah olarak kullanabileceği bir güç unsuru haline gelmiştir. En hızlı daralan ve insanlığın ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelen doğal kaynak ise "su" dur.
Günümüzde su diğer doğal kaynaklardan farklı olarak dünya gündemine kriz şeklinde girmektedir. Dünya nüfusu artarken, su kaynakları azalmakta ve kendisini yenileyememektedir. Bu durum 1970'lerdeki petrol krizinin yerini su krizinin alacağını göstermektedir. Gerçekten de insan ihtiyaçları, ekolojik denge ve siyasi açıdan son derece önemli olan su, 21. yüzyılın suya sahip olan ülkelerle suyu olmayanlar arasında yoğun mücadele ile geçeceğini göstermektedir.
Güney komşularımızın neredeyse büyük çoğunluğu Fırat ve Dicle'nin sularına göz dikmiş durumdadır. Suriye ve Irak'ın bu nehirden talepleri, İsrail'in bu konuda planlamaları bulunmaktadır.İsrail, bu meseleyi savaş unsuru olarak da görmektedir. Eski Dışişleri Bakanlarından Şimon Perez "Su insanlığın müşterek malıdır" ve "Su için gerekirse savaşırız" demiştir.
Su konusunda İsrail üzerinde durmamızın nedeni bu ülkenin hem Ortadoğu'nun su konusunda sorunlu bölgesindeki en güçlü ülke olması, hem de ABD ve Avrupa ülkeleri üzerinde büyük etkiye sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Diğer taraftan Fırat-Dicle havzasının, kurulması planlanan Kürdistan devletinin sınırları içerisinde yer alması, bununla birlikte bu bölgenin İsrail'in vadedilmiş topraklarına girmesi ve bu kürt devletinin bir garantör devlete duyduğu ihtiyaç; ayrılıkçı kürt hareketine verdiği desteği askeri kaynaklarca dahi bilinen İsrail'le ilgili şüpheleri daha da artırmaktadır
Hazine petrol olabilir mi?
 Fırat ve Dicle'nin su kaynağı olarak günümüzdeki önemi tartışılmaz. Yukarıda naklettiğimiz hadis—i şerifler ise bu önemin çok daha değişik boyutlara uzanacağını göstermektedir. Hadiste bahsedilen altından dağın gerçekten altın bir dağ mı olduğu yoksa mecazi olarak mı böyle bir ifadenin kullanıldığı şimdilik meçhul olsa da ilim adamlarının bu konuda çeşitli yorumları bulunmaktadır.
 Fırat'ın çevresinde bulunan kıymetli madenlerin ve petrolün çıkarılacağı, bunun, kıyamete yakın bir zamanda vaki olacağı ve o bölgelerde büyük ihtilafların meydana geleceği anlaşılmaktadır. Konuyla ilgili hadislerde geçen farklı ifadelerden kastedilen şey, petrol olabileceği gibi, sudan elde edilen gelir, büyük barajlar ve daha başka şeylerin de kastedilmiş olması kuvvetli bir ihtimaldir.
Hazine yeni bir yeraltı zenginliği olabilir mi?

Bu soruya olumlu cevap vermek şimdiki araştırmalar neticesinde pek de mümkün değildir.

Tüm bu söylenenler ışığında, her nekadar Fırat ve Dicle'nin taşıdığı değerler konusunda tam bir fikir birliği yoksa da, bu gölgenin insanlık tarihini etkileyecek kadar önemli gelişmelere gebe olduğu daha da net anlaşılmaktadır. Bu değer su, sudan elde edilecek gelir, petrol veya yeni bir yer altı zenginliği olabileceği gibi hepsi birden de olabilir.

Akarsular

Akarsu rejimleri ve debi konusu, kpss coğrafya Türkiye’de Akarsular konusunun devamı niteliğindedir. Bu bölümde rejim, akarsu rejimleri ve çeşitlerini , Türkiye’de akarsu rejim özelliklerini ve debi konusunu işleyeceğiz.

Akarsu Rejimleri

Akarsu rejimleri konusuna geçmeden önce rejimin tanımını yapalım. Bir akarsuyun yılın aylarına göre akıttığı su miktarının değişimlerine rejim denilmektedir. Akarsuların akım özelliklerine göre de farklı rejim tipleri ortaya çıkmaktadır.
1) Düzenli Rejim: Kpss coğrafya akarsu rejimleri içinde yer alan düzenli rejim, akarsuyun akımında yıl içinde bariz değişikliklerin olmadığı rejim türüdür.
Bu tür akarsularda taşkın riski çok azdır.
Ülkemizde Karadeniz Bölgesi’nde her mevsim yağışlı olduğu için düzenli rejime en çok bu bölgede rastlanmaktadır.
2) Düzensiz Rejim: Akarsuyun akımında yıl içinde önemli değişimlerin olduğu akarsu rejim türüdür.
Bu tür akarsularda taşkın riski çok fazladır.
Ülkemiz akarsuları genelde düzensiz rejime sahiptir. Kar erimeleri nedeniyle de en fazla akıma ilkbahar aylarında ulaşılmaktadır.
* Türkiye’de Düzensiz Rejim Görülmesinin Sebepleri:
  • Yağış Rejimi: Düzensiz yağış rejimi ülkemizde düzensiz akarsu rejimini de beraberinde getirmektedir.
  • Yağış Biçimi: Kışın yağan karlar ilkbahar aylarında eriyerek akımın çoğalmasına sebebiyet verir.
  • Barajlar: Akarsu üzerinde baraj yoksa fazla suların baraj olmadığı için bırakılamayacağından yıl içinde düzensiz rejim görülür.
  • Beslenme Türü: Akarsularımızın beslenme türlerinin çeşitli olması da akarsu rejimlerinin düzensiz olmasına yol açar.
  • Yağmur Sularıyla Beslenen Akarsular: En fazla Akdeniz’de görülür. Akdeniz’de kış ayları yağmur şeklinde yağışlarla geçtiği için akım artar. Yaz aylarında da kuraklık olduğu için akım düşer. Dolayısıyla düzensiz rejime sebebiyet verir.
  • Kar ve Buz Sularıyla Beslenen Akarsular: Kızılırmak, Yeşilırmak, Aras, Kura, Dicle, Fırat gibi akarsular dış aylarındaki kar yağışlarının ilkbahar aylarında erimesi sonucu akımları artar. Dolayısıyla düzensiz rejim mevcuttur.
  • Kaynak Sularıyla Beslenen Akarsular: Özellikle Manavgat ve Köprüçayı gibi karstik arazi üzerinde kaynak sularla beslenen akarsularda, yaz aylarında diğer akarsulara göre fazla akım değişikliği görünmez.
  • Göl Kaynaklı Akarsular: M.Kmeal Paşa çayı, Orhaneli çayı, Karasu ırmağı, Arpaçay, Çarşamba, Kovada gibi göl çanağındaki fazla sularla beslenen dışa akışı olan göllerden çıkan akarsulardır. Rejimleri yıl boyunca fazla değişmez.
Akarsu rejimleri konusu tamamlanmıştır. Şimdi de debi konusu irdeleyelim.

Debi

Kpss coğrafya dersinde bu bölümde en son işleyeceğimiz konu olan debi, akarsuyun herhangi bir kesitinden geçen suyun metreküp/saniye olarak ifade edilmesidir. Debiyi etkileyen faktörler aşağıda sıralanmıştır.
  • Yağış Miktarı: Yağışın fazla olduğu yerlerde debi yüksek olur.
  • Yağış Biçimi: Kar yağışı olan bölgelerde kış aylarında debi düşük, ilkbahar aylarında da erimeye bağlı olarak debi yüksek olur.
  • Eğim: Eğimli bölgelerde akarsuyun hızı fazla olduğundan, saniyede geçen su miktarı metreküp olarak fazladır. Yani debi bu bölgelerde yüksektir.
  • Sıcaklık: Buharlaşmanın fazla olduğu yerlerde su kaybı fazladır.
  • Arazi Yapısı: Arazinin geçirimli olduğu yerlerde debi düşüktür.
  • Beşeri Faktörler: Akarsularda baraj ya da sulama gibi amaçlarla yararlanılması debiyi de dolaylı olarak etkilemektedir.
Kpss genel kültür coğrafya dersine ait Akarsu Rejimleri ve Debi konusu tamamlanmıştır. Bir sonraki kpss coğrafya konusu Türkiye’de Akarsular bölümüne ait Akarsu Birikim Şekilleri ile Akarsu Aşınım Şekilleri olacaktır.